masalüstü..
13 Ağustos 2007 18:27 | rukiyuksel | 0 yorum
| etiket:
hayal
,
kendi düşlerime dair
,
masaliçe
,
masalüstü
,
sokak sahnesi2
.
Sağ gözümü yumdum, sol gözümü açtım diye, göremem mi sağımdakileri? Yahut arkamı döndüm diye yalanlara, hep gerçekler mi çıkar karşıma? Veyahut yorganı kafama kadar çektim diye, gökyüzü mü kararır?
..
Ne çok eski ne de çok yeni vakitlerin birinde, bir kız çocuğu varmış. Hani haylice yaramaz bir çocukmuş bu kız. Huysuzmuş bir de üstelik. Annesine, babasına, arkadaşlarına dar edermiş dünyayı. Lafın kısası değme haylazlıklar ondaymış.
Babası ne etsek de bu kızı yola getirsek diye kara kara düşünürmüş. Adamcağız böyle çaresizlik içinde kıvranırken, in mi yoksa cin mi olduğu belli olmayan biri, bir oyuncak vermiş adama: al bunu kızına ver diyerekten. Baba bir hayli zaman anlamamış oyuncağın ne olduğunu- ne işe yaradığını. Çok evirip çevirmiş,bu kutu gibi oyuncağı. Sonunda “ Bizim kızı uslandırmaya fayda etmez ama belki bir iki gün sesini kestirir” diyerekten kızına verivermiş, oyuncağı.
O günden sonra kızı ne zaman görseler elinde bu oyuncak varmış. Dahası sesi soluğu çıkmaz olmuş kızın.
Baba bu kez de kızının bu suskunluğundan rahatsız olmuş. Kendi kendine “ ne olduysa o kutudan oldu, o kutunun ne olduğunu mutlak anlamam gerek” demiş. Ama gel gör ki kız o kutuyu elinden hiç düşürmez, onla yatar onla kalkarmış. Babası bir-iki kere istemiş oyuncağı kızından, ama almak ne mümkün. Kızın inadı tutmuş, göstermemiş dahi..
Bir gece, baba kızının uyuduğundan emin olup, gizlice alıvermiş kutuyu. Birkaç zaman öylece bakmış kutuya. “ Hay aksi şeytan, ne var bu kutuda. Bildiğin kutu işte” diye hayıflanmış. Tam kutuyu yerine bırakacakken görmüş içindekileri. Daha önce nasıl da fark edemediğine şaşırmış: kutunun içindeki üç bölmeyi. Bir parça daha yaklaşmış kutuya, ve ilk bölmede “bizi buradan kurtar!” diye bağrışan “çocukluğu, masumiyeti, mutluluğu” görmüş. Görmesiyle beraber de bir çığlık atıvermiş. Yüreği var gücüyle çarparken, cesaretini toplayıp ikinci bölmeye bakmış. Boş olduğunu görünce kuşkulanmış, yüreği bir fazla rahatsızlanmış. Son gücüyle üçüncü bölmeye bakmış. Bu bölmenin de çoğu boşmuş. Ama gördükleri içinde babanın yüreğini en fazla bu bölme rahatsız etmiş. Üçüncü bölmede kalan azıcık “hüzün” ün üzerine birkaç damla “aşk” bulaşmış.
Deminki çığlığı duyan kız, tatlı uykusundan uyandığında kutusunu göremeyip, soluğu babasının yanında almış. Babasını yere yığılmış bulunca n’olduğunu anlamış. Babası gözlerinde fer kalmamış halde sormuş:
- Bu nasıl oyuncak kızım?
Kız biraz ürkek, biraz cesur yanıtlamış:
- Bu benim masalüstüm baba! Şimdi onu ne kadar anlatsam da nafile!
&&&
Sağ gözümü yumdum, sol gözümü açtım diye, göremem mi sağımdakileri? Yahut arkamı döndüm diye yalanlara, hep gerçekler mi çıkar karşıma? Veyahut yorganı kafama kadar çektim diye, gökyüzü mü kararır?
İşte bu da benim masalüstüm! Solumla, yalanlarımla ve karanlığımla benim masalüstüm! Şimdi onu ne kadar anlatsam da nafile!
Sağ gözümü yumdum, sol gözümü açtım diye, göremem mi sağımdakileri? Yahut arkamı döndüm diye yalanlara, hep gerçekler mi çıkar karşıma? Veyahut yorganı kafama kadar çektim diye, gökyüzü mü kararır?
..
Ne çok eski ne de çok yeni vakitlerin birinde, bir kız çocuğu varmış. Hani haylice yaramaz bir çocukmuş bu kız. Huysuzmuş bir de üstelik. Annesine, babasına, arkadaşlarına dar edermiş dünyayı. Lafın kısası değme haylazlıklar ondaymış.
Babası ne etsek de bu kızı yola getirsek diye kara kara düşünürmüş. Adamcağız böyle çaresizlik içinde kıvranırken, in mi yoksa cin mi olduğu belli olmayan biri, bir oyuncak vermiş adama: al bunu kızına ver diyerekten. Baba bir hayli zaman anlamamış oyuncağın ne olduğunu- ne işe yaradığını. Çok evirip çevirmiş,bu kutu gibi oyuncağı. Sonunda “ Bizim kızı uslandırmaya fayda etmez ama belki bir iki gün sesini kestirir” diyerekten kızına verivermiş, oyuncağı.
O günden sonra kızı ne zaman görseler elinde bu oyuncak varmış. Dahası sesi soluğu çıkmaz olmuş kızın.
Baba bu kez de kızının bu suskunluğundan rahatsız olmuş. Kendi kendine “ ne olduysa o kutudan oldu, o kutunun ne olduğunu mutlak anlamam gerek” demiş. Ama gel gör ki kız o kutuyu elinden hiç düşürmez, onla yatar onla kalkarmış. Babası bir-iki kere istemiş oyuncağı kızından, ama almak ne mümkün. Kızın inadı tutmuş, göstermemiş dahi..
Bir gece, baba kızının uyuduğundan emin olup, gizlice alıvermiş kutuyu. Birkaç zaman öylece bakmış kutuya. “ Hay aksi şeytan, ne var bu kutuda. Bildiğin kutu işte” diye hayıflanmış. Tam kutuyu yerine bırakacakken görmüş içindekileri. Daha önce nasıl da fark edemediğine şaşırmış: kutunun içindeki üç bölmeyi. Bir parça daha yaklaşmış kutuya, ve ilk bölmede “bizi buradan kurtar!” diye bağrışan “çocukluğu, masumiyeti, mutluluğu” görmüş. Görmesiyle beraber de bir çığlık atıvermiş. Yüreği var gücüyle çarparken, cesaretini toplayıp ikinci bölmeye bakmış. Boş olduğunu görünce kuşkulanmış, yüreği bir fazla rahatsızlanmış. Son gücüyle üçüncü bölmeye bakmış. Bu bölmenin de çoğu boşmuş. Ama gördükleri içinde babanın yüreğini en fazla bu bölme rahatsız etmiş. Üçüncü bölmede kalan azıcık “hüzün” ün üzerine birkaç damla “aşk” bulaşmış.
Deminki çığlığı duyan kız, tatlı uykusundan uyandığında kutusunu göremeyip, soluğu babasının yanında almış. Babasını yere yığılmış bulunca n’olduğunu anlamış. Babası gözlerinde fer kalmamış halde sormuş:
- Bu nasıl oyuncak kızım?
Kız biraz ürkek, biraz cesur yanıtlamış:
- Bu benim masalüstüm baba! Şimdi onu ne kadar anlatsam da nafile!
&&&
Sağ gözümü yumdum, sol gözümü açtım diye, göremem mi sağımdakileri? Yahut arkamı döndüm diye yalanlara, hep gerçekler mi çıkar karşıma? Veyahut yorganı kafama kadar çektim diye, gökyüzü mü kararır?
İşte bu da benim masalüstüm! Solumla, yalanlarımla ve karanlığımla benim masalüstüm! Şimdi onu ne kadar anlatsam da nafile!
